Tarih
Gümüşhane ve çevresi, Roma ve Bizans dönemlerinde gümüş anlamına gelen Yunanca argyros kelimesinden türeyen Argyropolis adıyla anılıyordu. Bölgenin adı, antik çağlardan beri işletilen zengin gümüş ve bakır madenlerinden geliyordu. Evliya Çelebi'nin 1647'de bölgeyi ziyaret ettiğinde yaklaşık 70 çalışan ve terk edilmiş maden ocağından söz etmesi, kentin madencilik geçmişinin zenginliğini gösterir.
Osmanlı döneminde madenler doğrudan devlet denetiminde işletildi ve çıkarılan gümüş doğrudan hazineye aktarıldı; bu da Gümüşhane'yi imparatorluk için stratejik bir kent haline getirdi. Bölgenin adı da bu dönemde Türkçe gümüş ve Farsça hane kelimelerinin birleşiminden oluşan Gümüşhane olarak yerleşti. Osmanlı ekonomisinin önemli bir madencilik merkezi olan kent, aynı zamanda çok kültürlü bir nüfusa da ev sahipliği yaptı.
19. yüzyılda maden yataklarının tükenmeye başlamasıyla kentin önemi azaldı ve nüfus göç vermeye başladı. Cumhuriyet döneminde il merkezi bugünkü konumuna taşınırken, eski şehir merkezi Süleymaniye Mahallesi olarak tarihi kimliğini korudu. Günümüzde Gümüşhane, madencilik mirasını müzeler ve tarihi mahalleler aracılığıyla yaşatmaya çalışan bir kent olarak öne çıkıyor.
Gezilecek Yerler
Torul ilçesindeki Karaca Mağarası, 1996'da turizme açılan, 256 metre uzunluğundaki beş bölümüyle sarkıt, dikit ve travertenlerin eşsiz görüntüler oluşturduğu Türkiye'nin en önemli mağaralarından biridir. Mağaranın sabit sıcaklığı ve nemli havası, ziyaretçilere yılın her mevsiminde farklı bir doğa deneyimi sunar.
Kentin eski yerleşim alanı olan Süleymaniye Mahallesi, 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen Süleymaniye Camii'nin çevresinde kurulmuş tarihi taş evleri ve dar sokaklarıyla geçmişe yolculuk hissi verir. Yakınlardaki Santa Harabeleri ise bölgenin çok kültürlü geçmişinden kalan taş evler ve kilise kalıntılarıyla dikkat çeker.
Zigana Dağı eteklerindeki Limni Gölü, çam ormanlarıyla çevrili sakin sularıyla doğa yürüyüşçülerinin gözdesidir; sonbaharda renk cümbüşüne dönüşen manzarası fotoğrafçılar için idealdir. Örümcek Ormanı ve Artabel Gölleri Doğa Parkı da bölgenin az bilinen ama bir o kadar etkileyici doğal güzellikleri arasında yer alır.
Yemekler
Gümüşhane mutfağının en özgün lezzeti, kuru fasulye, patates ve çeşitli otlarla hazırlanan kuymak (muhlama) ve mısır ekmeğidir. Yöreye özgü pesmet adlı iki kez pişirilmiş kuru ekmek, uzun kış aylarında saklanabilen pratik bir besindir.
Kelkit Vadisi'nin verimli topraklarında yetişen meyvelerden yapılan pestil ve köme (pekmez), Gümüşhane'nin geleneksel tatlıları arasında öne çıkar. Yöre halkı ayrıca çeşitli otlarla hazırlanan çorbaları ve kete adı verilen hamur işlerini sıkça tüketir.
Hayvancılığın yaygın olduğu bölgede üretilen tereyağı ve peynir çeşitleri sofraların vazgeçilmezidir; özellikle yayla peyniri yöreye özgü bir lezzet olarak bilinir. Kelkit ve Torul çevresinde yetişen taze sebzeler de yerel pazarlarda alıcı bulur.
Sanayi & Madencilik
Tarih boyunca madencilikle özdeşleşen Gümüşhane'de bugün de bakır, çinko ve altın gibi madenlerin çıkarıldığı işletmeler faaliyet göstermektedir. Maden sektörü, il ekonomisinin ve istihdamının önemli bir bölümünü oluşturmaya devam ediyor.
Dağlık coğrafya nedeniyle tarım alanları sınırlı olsa da Kelkit Vadisi çevresinde meyvecilik ve hayvancılık yapılmaktadır. Küçük ölçekli süt ve et işleme tesisleri, yerel üreticilerin ürünlerini değerlendirdiği başlıca yapılar arasındadır.
Karaca Mağarası, Limni Gölü ve Zigana gibi doğal güzellikler sayesinde gelişen doğa turizmi, son yıllarda ilin ekonomisine belirgin bir katkı sağlamaktadır. Karadeniz sahilini İç Anadolu'ya bağlayan tarihi transit yol üzerinde bulunması da kente ticari bir canlılık kazandırmaktadır.
Sosyokültürel Yapı
Gümüşhane, madencilik geçmişine sahip, dağlık ve az nüfuslu, güçlü bir hemşehricilik ve dayanışma kültürü taşıyan bir Doğu Karadeniz ilidir.
Karaca Mağarası'nı ziyaret etmek ve yayla köylerinde konaklamak Gümüşhane'de en tipik deneyimler arasındadır.
Bilgin Olsun
Gümüşhane'nin adı, Osmanlı döneminde bölgeden çıkarılan gümüşün doğrudan devlet hazinesine gönderilmesi nedeniyle gümüş ve hane (ev) kelimelerinin birleşiminden gelir.